Sosyal zeka, son yıllarda önemsenen, öne çıkan kavramlardan biridir. Kısaca, sözlü ya da sözsüz iletişim ve ilişki kurma becerisi, kişiler arası ilişkilerde başarılı olunması, bulunulan ortama ve çevreye en iyi şekilde uyum sağlanması şeklinde tanımlanması mümkün olan sosyal zeka, toplumsal yaşamın kalitesi üzerinde son derece etkilidir. Bu nedenle, devlet yönetimleri ve yerel yönetimler sosyal zeka gelişimi üzerine çalışmalar sergilemeye öncelik vermektedirler, vermelidirler de.

Sosyal zekası yüksek olan bireyler başkalarının duygularını da en az kendi duyguları kadar önemserler, algılarlar, yönetebilirler ve yönlendirebilirler. Bu nedenle, bu kişiler genelde bulundukları ortamlarda doğal lider olurlar, kolay kabul görürler. Sosyal zekalarını iyi yönde kullanmayı tercih ederlerse de genelde sevilen bireyler olurlar.

Öğretmenler, psikologlar, danışmanlar, sosyologlar gibi meslek sahiplerinin bu yöndeki zekaları gelişkindir. Sosyal zeka doğuştan gelen bir zeka değildir. Aile içi eğitim ve sonrasında akademik eğitimler ile sosyal zekanın geliştirilmesi ve yönlendirilmesi mümkündür ve uygulamada da bu olmaktadır. Eğitim sistemleri artık çocukları sosyal konuların içine daha fazla çeken, sormayı ve sorgulamayı teşvik eden bir yönde değiştirilmekte, geliştirilmektedir.

Sosyal zeka ile ilgili yapılan tanımlarda bu kavramın bir “bilgi” bir de “beceri” yönü olduğu sıklıkla vurgulanmaktadır. Başkalarının duygularını anlama “bilgi” boyutu iken; bu anlama durumunu uygun ve insancıl bir davranışa dönüştürebilme durumu da “beceri” boyutunu simgelemektedir. Genelde bilgi tarafında işler yolunda gidiyor olsa da, geri kalınan husus beceri kısmı olabilmektedir. Bunun birçok nedeni vardır. Kişisel çekinceler, toplumsal uyarılar, gelenekler, vb. hususlar anlama yetisini eyleme dökmenin önünde engel teşkil edebilmektedir. Ailelerin ve toplum liderlerinin, eğiticilerin bu yönde teşvik edici olması önemlidir.

sinavonline.net